.
TR EN
Var oluş ve benlik
Jun 10, 2011



Demet Taşpınar dünyayı gezerek hayatını kazanan bir sanatçı. Belki de dünyanın yarısından fazlasını gezmiş olan Demet gemiye atlayıp her yola çıkışında içinde bulunduğumuz kaos-tan sıyrılıp kendi benliğine ve oluşuna doğru yola çıkıyor. Yolculuklarında baktığı ve duydukları sanki varlığını ispatlamaya çalışan birinin baktıkça derinleşen izleği.

Sanatçının çıktığı yolculukta kendi benlik ve arayışı ve var oluşuna giden izleri takip etmeye çalışan bakışı bizi de kendi dünyamızda var oluş sorunsalımızla ilgili bir noktaya doğru yolculuğa çıkarıyor. Demet Taşpınar zaman zaman bulunduğumuz anları katmanlar halinde kazıyarak bizi bir “an”ın “anları”nın içinde başka bir gerçekliğe davet ederken zaman zaman “an”ı genişleterek elimizden akıp giden zaman içindeki oluşlarımızı seyretmemize izin veriyor.

Nereye?

İçinde bulunduğumuz hızlı ve pek çok uyaranla çevrili olduğumuz kalabalık dünyamızda adımlarımız yerdeki çizgileri takip ederken, birden gökyüzü ve yeryüzünü birbirine karıştırdığımız, antartikanın uçsuz bucaksız beyazında, bambaşka bir perspektifte asılı kalıyoruz. Nereye gidiyoruz? Nereye gitmek istiyoruz? Ya da gitmek istediğimizi düşündüğümüz yer aslında var mı? Ekranda yığılmış, yaşayan büyük bir kütle uçsuz bucaksız beyazın üstünde varlığını kararlı bir şekilde ortaya koyarken, bu kütlenin ağırlığı ve yavaşlığının temsil ettiği ölgünlük karşısında belki küçük, belki daha basit ama hareket eden adımlar görüyoruz.

Telaşlı adımlar bir noktaya odaklanmış, perspektif içinde nereye gittiğine dair işaretler veren, fakat nereye gittiğini asla tahmin edemeyeceğimiz sonsuz bir boşlukta ilerliyor. "Sonsuz" ifadesi, kadrajdan taşan beyaz zemini takip eden gözümüzün dairesel bir görüş ile "beyazı" algıda tamamlama isteğimizi yalanlamış oluyor. Bu ikircikli durumda "sonsuzun ucunda" daha da uçsuz olana gidilebilecekmiş hissi ile sonsuzun ucuna gelmişlik arasında bir yerde öylece duruyoruz.

Canlının iki halini seyrediyoruz. Statik, durağan, yığılmış hali ve hareketli, ilerleyen, devam eden hali. Halimiz, var oluş biçimimiz, canlının halleri... Hayatın içinde akıp giderken girdiğimiz mücadelenin içinde farkındalıklarımız ve var oluş denklemimize bakışımıza dair bir aydınlanma yaşatıyor Demet Taşpınar bizlere. Havada asılı kaldığımız, gitmekle kalmak arasındaki o görünmeyen noktanın orada olduğunu ve bizim tam üzerinde durduğumuzu yeniden farkediyoruz. Zaman ve mekandan bağımsız, bugüne, şimdiye varlık buluşumuz ve bu andan sonra ne şekilde var olacağımıza ilişkin sorularımız. Pek çok izleyici bu yüzden seviyor Demet’in uçsuz beyazındaki tarifsiz bir hareketsizlikle yatan ayı balığı ve bir yere yetişmesi gerekiyormuşçasına telaşlı hareket eden penguenin ritmi arasındaki gerilimi. Kendimizi seyrediyoruz, bedenimizin hareketsizliği ve zihnimizin gitmekte olduğu yer arasındaki gerilimi.

Çiğdem Zeytin











"Baska turlu bir sey benim istedigim." Can Yucel






Kanatsız Kraliçenin Halkı




Zaman özgürlüğümü bedenime hapsetmeden önce ayaklarımla uçardım. Artık kanatlı bir halkın kanatsız kraliçesiyim.

İniş takımlarıyla yemyeşil uzanan bir alanın ortasına konmuş kanatsız bir kraliçe cömertliğinin kırıntılarından sunarken bedeninin tutsak ettiği özgürlüğü uçuyor artık halkıyla birlikte.

Çoğunlukla sıradan görünen ve her gün öylece bakıp geçtiğimiz durumlara Demet Taşpınar'ın gözlerinden bakmak... Demet görünenin altında yatanı keşfettirmekten ziyade gösterdiğini gösterilen olmaktan çıkararak tam tersine yaşamamıza ve deneyimlememize neden oluyor.

Varoluş, yaşam ve ölüm temalarının etrafındaki yolculukları, anlara yaptığı ziyaretler ve uzun seyirler Demet'in izleyicide yarattığı duygulanımların temelini oluşturuyor. Demet'in; video sanatının sağladığı olanakları değerlendirmek konusundaki tercihleri bir kadrajdan bakma halinde olduğumuz bilincini ötelemeyi başaran bir yeterlilik. Teknik olanakların ve manipülasyonların sunduğu büyüleyici dünyanın dışında kalmayı başarmış bir sanatçı. Video sanatıyla uğraşmaya başladığı günden bu yana süregelen tekniği olabildiğince yalın bir üslup oluşturmasına sebep olmuş. Bu yalınlık tıpkı kelimenin köküne indiğimizde ve yeniden türettiğimizde ortaya çıkan yalnızlık kavramı gibi bizi anlarla yalnız bırakmasına neden oluyor.

Anlar, şu an okuduğunuz kelimenin bir önceki anda kaldığının farkındalığı. Anlar aslında o kadar da kısa değiller. Demet'in gözleriyle anları seyretmeye başladığımızda anların ne kadar uzun olabileceğinin ve içinde ne kadar çok anlamı taşıyabileceğini görüyoruz. Seyretmek kelimesinin kökünün seyir etmekten geldiğini varsayarsak izlediğimiz videoda her bir detaya doğru seyir haline geçiyor ve zihnimizin derinlerinde kalmış korkularımıza, hüzünlerimize ve sorularımıza çağrışımlar yapmaya başlıyoruz.

Demet'in izleyicide yarattığı en belirgin etki zamanı genişletmesiyle gürünür kıldıklarının etkisidir.

Çiğdem Zeytin